Anayurttan
Atayurda Türk Dünyası,
2 (2), 1994, 23-27. ss.
Doğanın
değişmez yasası ölüm karşısında insan toplulukları,
yaşadıkları tabiî ve sosyal çevrenin etkisiyle binlerce yıllık
süreç içinde kendilerine özgü bir takım gelenekler, ölü
gömme âdetleri, yas tutma biçimleri geliştirmişler ve
bunların büyük kısmını günümüze kadar yaşatmayı başarmışlardır.
Ölümle ilgili bir çok âdet ve geleneğin terk edilmesinde
ve unutulmasında ise semavî dinler etkili olmuştur. Ancak
hristiyanlık, müslümanlık gibi dinlerin geç ulaştığı,
şamanist inançlara sahip insan topluluklarında ölümle
ilgili eski gelenekler uzun süre varlığını korumuş,
hatta bazı topluluklarda bunların izleri günümüze kadar
ulaşmıştır.
Kafkasya’nın
Orta Kafkaslar adı verilen bölümünde, sarp ve yüksek dağlarla
çevrili bir bölgede yaşayan Karaçay-Malkar halkı 18. yüzyıl
sonlarında İslamiyetle tanışıncaya kadar bir takım doğa
üstü güçlere dayanan ve bir tür şamanizm diyebileceğimiz
bir inanç sistemine sahip bulunuyordu. Kökenleri Hun-Kuban
Bulgarları, Alanlar, Hazarlar, Kıpçaklar gibi Kafkasya’yı
kültürel yönden etkilemiş ve yüzlerce yıl hâkimiyetleri
altında tutmuş eski Türk kavimleri ile Abhaz, Kabardey, Gürcü-Svan,
Oset gibi Kafkasya halklarına dayanan ve adı geçen Türk ve
Kafkas kavimlerinin etnik karışımı ve kültürel bütünleşmesi
sonucunda ortaya çıkan Karaçay-Malkar halkı bugün de
Kafkasya milletleri içinde önemli ve değişmez bir yere
sahiptir.
Karaçay-Malkar
halkının tarihinde, dilinde ve kültüründe Kıpçakların
izleri belirgin olarak görülmektedir. 11. yüzyılda Orta
Asya’daki İrtiş ırmağı boylarından Ural dağlarını aşarak
İdil (Volga) sahasına gelen Kıpçakların bir bölümü güneye
yönelerek Kafkaslar’ın kuzeyinde Kuban ırmağı boylarına
yerleştiler. Burada Cengiz Han’ın orduları ile karşılaşan
Kıpçaklar Alanlar’la birleşmek istediler. Önce
Alanlar’ı yenilgiye uğratan Cengiz Han’ın ordusu, daha
sonra Kuban kıyılarındaki Kıpçaklar’a yöneldi. Savaşı
kaybeden Kıpçaklar’ın büyük bölümü kuzeydeki bozkırlara
çekilirken, küçük bir kısmı da öteden beri bu bölgede
yaşayan Hunlar’ın bir kolu olan Kuban Bulgarları ve
Alanlar’la birleşerek Kafkas dağlarına sığındılar.
Yaklaşık iki yüz yıl boyunca Kafkasya ve kuzeyindeki bozkırların
tek hâkimi olan Kıpçaklar Karaçay-Malkar halkının da
etnik ve kültürel yapısının en önemli unsurunu oluşturdular.
Karaçay-Malkar
bölgesinde ortaya çıkarılan eski Kıpçak kurgan ve
mezarları Kıpçaklar’ın ölü gömme âdetlerine ışık
tutması açısından önemlidir. Bu Kıpçak mezarları ayrıca,
14-18. yüzyıllar arasına ait İslamiyet öncesi Karaçay-Malkar
mezarlarına benzerlik göstermeleri açısından da ilginçtir.
Kuban
ve Baytal Çabhan bölgelerinde bulunan Kıpçak mezarlarında
ölüler doğu-batı doğrultusunda sırtüstü uzanmaktadırlar.
Ölülerin başları batı yönündedir. Karaçay’ın Baytal
Çabhan yöresinde bulunan bir başka Kıpçak mezarında ise
iki ölüye rastlanmıştır. Bu mezarda erkek sırtüstü yatırılmış,
kolları yanına uzatılmıştır. Kadın da aynı biçimde
yatırılmış, yüzü erkeğe doğru dönmüştür.
1250’li
yıllarda Kıpçaklar arasında yaşayan meşhur Flaman
gezgini Rubruk Kıpçaklar’ın ölü gömme âdetleri hakkında
şunları söylemektedir:
“Kıpçaklar
ölülerin üzerine büyük bir tepecik yaparlar ve onun üzerine
de bir insan heykeli dikerler. Heykelin yüzü daima doğuya
çevrilir. Zenginler mezarın üzerine büyük bir piramit
yaptırırlar. Bu bir tür küçük evden ibarettir...”
Rubruk’un
bahsettiği heykellerin birisi Karaçay’da Zelençuk ırmağı
kıyılarında bulunmuştur. Ayrıca Rubruk’un gezi yazılarında
belirttiği Kıpçaklar’a ait piramit şeklinde, küçük
bir eve benzeyen mezarlar iki açıdan çok önemlidir.
Birincisi,
Kıpçaklar’a ait bu tür mezarlar bugün Karaçay-Malkar bölgesinin
Ogarı Çegem köyü yakınlarında hâlâ ayaktadır.
İkincisi,
piramit şeklinde, küçük bir eve benzeyen aynı tip
mezarlar Karaçay’ın Kart Curt köyü yakınlarında, Kuban
ırmağı kıyılarında bulunmaktadır. Bunların önemini
arttıran bir husus ise. bu mezarların 14-18. yüzyıllara
ait eski Karaçay mezarları olmalarıdır.
1958
yılında bu eski Karaçay mezarlarını inceleyen Rus bilim
adamı E.P. Alekseyeva, bunların Kıpçak kültürünü yansıttığını
belirtmiştir. Doğu-batı yönünde uzanan bu mezarların
uzunlukları 3-4 metre, genişlikleri 2-3 metredir. 1967-1970
yıllarında Karaçay-Çerkes Bilimsel Araştırmalar Enstitüsü
tarafından da incelenen bu mezarlar taşla doluydu ve ölüler
1 - 1.5 metre derinlikte başları batıda, ayakları doğuda
olmak üzere sırtüstü yatıyorlardı. Yüzleri güneye çevrilmişti.
Baş ve ayak uçlarına odun kömürü dökülmüştü. Bazılarının
kolları göğüslerinde çapraz biçiminde, bazıları ise
yanlarına uzatılmış şekildeydi.
Bu
eski Karaçay mezarlarında sırma işlemeli başlıklar, gümüş-altın
düğmeler, gümüş kemerler, yüksükler, küpeler, yüzükler,
makaslar ve simli kumaşlar da bulunmuştu. Bütün bunlar o
devirlerde Karaçay’da feodalizmin güçlü varlığına işaret
ediyordu. Halkın içinde sanata karşı yetenekli ve usta
insanlar bulunduğu anlaşılıyordu. Ölülerin yanlarında
çeşitli âletler ve eşyaların bulunması Karaçaylıların
“öbür dünya” inancı taşıdıklarını gösteriyordu.
Karaçay-Malkar’da
çok eski dönemlerden beri feodal bir düzenin hâkim olduğu
ve halkın prensler, asiller, köleler gibi çeşitli sosyal sınıf
ve tabakalara bölündükleri ortaya çıkarılan eski
mezarlardan da anlaşılmaktadır. Karaçay-Malkar dilinde
piramit şeklinde, küçük bir eve benzeyen mezarlara “keşene”
adı verilmektedir. Keşene sözüne Kıpçak dilinin meşhur
sözlüğü Codex Cumanicus’ta da rastlanmaktadır. Eski
Karaçay-Malkar toplumunda alt tabakalar ölülerini toprak
mezarlara gömerler ya da bir ağacın içi oyulup ölü onun
içine konur, yanına da eşyaları bırakılırdı. Keşene
adı verilen piramit-ev biçimindeki mezarları üst
tabakalara mensup kişiler yaptırırlardı. Kart Curt köyü
yakınlarındaki eski Karaçay mezarlarının da eski Karaçay
prensleri (biy’leri) ve eşlerine ait oldukları
bilinmektedir.
18.
yüzyıl sonlarından itibaren İslamiyetin Karaçay-Malkar’da
yayılmaya başlamasıyla birlikte, eski ölü gömme âdetleri
de terk edildi. İslamî inançlara aykırı olduğu için artık
ölüler silahları ve eşyaları ile birlikte gömülemiyorlardı.
Karaçay-Malkarlılar buna değişik bir çözüm yolu
buldular. Ölülerin mezar taşlarına silah ve eşya
resimleri yapmaya başladılar. Erkek mezarlarına kama, mızrak,
tüfek, tabanca gibi silah resimleri nakşedilirken, kadın
mezarlarına da makas, kolye, ayna, ibrik, gümüş düğmeler
gibi eşyaların resimleri yapılıyordu. Bu resimler mezar taşındaki
Arapça duaların arasında yer alıyordu ve çoğunlukla ölünün
soy damgası da mezar taşına işleniyordu.
Mezar
taşına eşya resimleri çizme geleneği günümüz Karaçay-Malkar
toplumunda da büyük ölçüde yaşamaktadır. Erkek mezarlarına
Kafkas kaması resmi işlenirken, kadın mezarlarında makas,
kolye gibi eşya resimleri görülmektedir.
Ölümle
İlgili Âdetler
Karaçay-Malkar’da
bir adam öldüğünde atlılar çevre köylere dağılıp ölüm
haberini verirler. Bunlara “ölüm keleçi” adı verilir.
Bunlar yaşlılara rastladıklarında bile atlarından inmeden
“ol duniyası carık bolsun, Biybolatlanı Tavbatır avuşhandı”
(o dünyası aydınlık olsun, Biybolatlar’ın Tavbatır öldü)
diyerek haber verirler. Haberi duyanlar da “ol
duniyası carık bolsun” derler. Herkes işini bırakıp
ölünün bulunduğu eve baş sağlığı dilemeye gider. Buna
“kaygı söz” adı
verilir. Baş sağlığına gelenler avluda oturarak dua
okurlar. Bu sırada “sarınçı” adı verilen kadınlar da
ağlayarak ağıt yakarlar.
Karaçaylılar’ın
İslamiyeti henüz otuz yıl kadar önce kabul ettikleri sıralarda
Karaçay’da bulunan Avrupalı bilim adamı J. Klaproth, 1823
yılında Paris’te basılan “Voyage au mont Caucase et en
Georgie” adlı kitabında Karaçaylılar’ın cenaze törenlerini
şöyle anlatmaktadır:
“Bir
Karaçaylı öldüğü zaman kadınlar korkunç sesler çıkararak
ağlarken saçlarını yolarlar, göğüslerini döverler.
Cenazeye eşlik eden erkekler de kamçılarla alınlarına
vururlar, kamalarıyla kulak memelerini delerler. Bu biçimde
acılarını dindirmeye çalışırlar...”
Bu
âdetler günümüzde terk edilmiştir. Ayrıca, eskiden
“tamada” adı verilen bir büyük veya yaşlı kişi mezarın
başında dua okurken, Karaçaylılar ellerine aldıkları taşları
birbirine vurarak mezarın etrafında dönerlerdi. Bu âdet de
artık terk edilmiştir.
Karaçay-Malkarlılar
cenazeyi keçe, halı ya da yamçıya sarıp, “Sal agaç”
adını verdikleri bir tür tahtırevanla mezarlığa kadar taşırlar.
Cenazeyi arabada, ya da kızakta asla mezarlığa kadar götürmezler.
Ölü
evinde üç gün yemek pişmez. Bu süre genellikle bir-iki
haftaya kadar uzar. Bu sırada akraba ve komşular eve yemek
getirirler. Buna “kaygı aş” adı verilir. Akraba ve komşular
“hıçın” adı verilen bir tür börek yaparak bunu da
cenaze evine gelirken getirirler. Ancak “hıçın” sayısı
üç-beş-yedi gibi tek rakamlardan oluşmalıdır. Çünkü
eski inançlara göre ancak düğün evine giderken çift sayılardan
oluşan sayıda “hıçın” götürülebilir. Bu yüzden
Karaçay-Malkarlılar’ın en büyük beddualarından biri
“Üç
hıçın bla barayım toyunga”
(Üç
hıçın ile gideyim düğününe) şeklindedir.
Cenaze
gömüldükten üç gün sonra elbiseleri ve yatağı yıkanır.
Bu işi ölenin yakın akrabaları yaparlar. Ölenin
elbiseleri onun cenazesini yıkayanlara verilir.
Bir
hafta ya da on gün geçtikten sonra ölen için ilk sadaka dağıtılır.
Devir duasından kalan parayla et alınıp, yemek yapılarak
dağıtılır. Buna “Ishat aş” denir. Elli ikinci gün ölenin
kemik duası yapılır. Bir yıl dolduğunda ise yemek
verilir. Buna “cıl aşı” denir.
Karaçay-Malkar’da
yas tutma süresi uzun sürer. Yakın akrabası ölenler yalnızca
siyah renklerden oluşan elbiseler giyerler ve yas tuttuklarını
böyle belli ederler. Buna “kara kiygen” denir. Yas tutma
süresi kırk gündür. Bazıları ise bir yıl ya da daha
uzun süre siyah elbiseler giyerek yas tutarlar. Ömür boyu
yas tutan kadınlar da olur. Ölenin karısı, kocasının öldüğü
gün giydiği elbiseyi bir yıl çıkarmaz.
Yas
tutan erkekler sakallarını kesmezler. Karıları ölen
erkekler eşlerinin gömüldüğü gün Kafkas giyimlerinin
beline taktıkları gümüş işlemeli kemeri çıkararak,
onun yerine beyaz bir kuşak sararlardı. Bu âdete “bel kısuv”
denirdi. Günlük hayatta eski Kafkas giyimleri birkaç yaşlı
Karaçaylı dışında artık terk edildiğinden, bu âdet de
geçmişte kalmıştır.
Karaçay-Malkarlılar
demirin ölümden koruduğuna inanırlar. Bir kimsenin ölüm
haberi duyulduğunda, anneler çocuklarına kama, makas, at
nalı gibi demirden yapılmış bir eşyayı ısırtırlar. Çok
yaşayan yaşlıların elbiseleri, onlar öldükten sonra küçük
parçalara ayrılıp, çok çocuğu olan annelere dağıtılır.
Onların çocuklarının da çok uzun yıllar yaşayacaklarına
inanılır.
Ölümle
İlgili Atasözleri
Karaçay-Malkar
folklorunda yaşayan, ölümle ilgili birkaç atasözü ile
yazımızı noktalıyoruz:
| Acal
cetse, bolcal cok.
|
Ecel
gelse, vâde yok.
|
| Acal
cetginçi ölüm cok.
|
Ecel
gelene kadar ölüm yok.
|
| Atası
ölse caşı kalır.
|
Babası
ölse oğlu kalır.
|
Ayagı
bla ketgen kelir,
Sırtı
bla ketgen kelmez.
|
Ayağı
ile giden gelir,
Sırtıyla
giden gelmez.
|
| Batır
bir ölür, kızbay ming ölür.
|
Yiğit
bir ölür, korkak bin ölür.
|
| Bir
kabırga eki ölük sıyınmaz.
|
Bir
mezara iki ölü sığmaz.
|
| Ölgenni
ızından sav ölmeydi.
|
Ölenin
akasından sağ ölmez.
|
| Ölemen
bla ketemenni kişi tıyalmaydı.
|
Ölecekle
gideceği kimse engelleyemez.
|
Ölmezlik
can cokdu,
Tavusulmazlık
mal cokdu. |
Ölmeyecek
can yoktur,
Tükenmeyecek mal yoktur.
|
| Ölük
kebinsiz kalmaz.
|
Ölü
kefensiz kalmaz.
|
| Ölüm
kimge da tengdi.
|
Ölüm
her kese eşittir.
|
| Camçı
kiygen kelir, kebin kiygen kelmez.
|
Yamçı
giyen gelir, kefen giyen gelmez.
|
| Teli
batır terk ölür.
|
Deli
yiğit çabuk ölür.
|
| Homuhlukdan
ölgenden ese, acaldan öl.
|
Korkaklıktan
ölmektense, ecelden öl.
|
| Çıçhannı
acalı cetse, kişdikni kuyrugundan kabar.
|
Farenin
eceli gelse, kediyi kuyruğundan ısırır.
|
| Adam
körürün körmey körge kirmez.
|
İnsan
göreceğini görmeden mezara girmez.
|
| Kübe
kiygen kelir, kebin kiygen kelmez.
|
Zırh
giyen gelir, kefen giyen gelmez.
|
|
|
Kaynakça
Alekseyeva,
E.P. Karaçayevtsı i Balkartsı - Drevniy narod Kavkaza.-Moskva,
1993.
Barthold,
V.V. Burial rites of Turks and Mongols. Central Asiatic
Journal, XIV, 1970.
Bavçulanı
Aubekir. Esdegi cılla. Zamannı Avazı, Çerkessk, 1975.
Bicilanı
Hanafiy. Karaçaylılanı orta ömürlede dinlerini üsünden.
Kanatla, Çerkessk, 1971.
Bicilanı
Hanafiy. Ullu Karaçay orta ömürlede. Leninni Bayragı.
20.05.1975.
Klaproth,
J. Voyage au mont Caucase et en Georgie.-Paris, 1823.
Lavrov,
İ. Karaçayevtsı.-Çerkessk, 1978.
Ögel,
Bahaeddin. İslamiyetten önce Türk kültür tarihi.-Ankara,
1984.
Şamanlanı
İbrahim. Koban başında.-Çerkessk, 1987.
Tavkul,
Ufuk. Kafkasya dağlılarında hayat ve kültür.-İstanbul,
1993.