Giriş:
Karaçay-Malkar Türkleri yüzyıllardan
beri, Kafkas Dağları’nın en yüksek zirvesi olan Elbruz
dağının (Mingi Tav)
çevresindeki yüksek dağlık arazilerde, Kuban,
Teberdi, Mara, Baksan (Bashan), Çegem,
Çerek gibi ırmakların yukarı kısımlarında yaşamaktadırlar.
Tarihî, antropolojik,
arkeolojik ve linguistik araştırmalar Karaçay-Malkarlıların
bu bölgede uzun yüzyıllar hakimiyet kuran çeşitli Türk
kavimlerinin torunları olduklarını, bazı sosyal
tabakalarının çeşitli Kafkas halkları ile karıştıklarını
ortaya koymaktadır.
Tarihî araştırmalar Karaçay-Malkar
halkının ancak 16. yüzyıldan sonra “Karaçaylı”,
“Malkarlı”, “Çegemli” gibi adlarla tarih sahnesine çıktıklarını göstermektedir.
Bu yüzyıla kadar Karaçay-Malkar halkını oluşturan
etnik unsurlarla ilgili bilgiler yeterince açık değildir.
Karaçay-Malkar halkının etnik yapısını oluşturan
kavimler arasında Hunlar-Kara Bulgarlar, Alanlar, Hazarlar
ve Kıpçaklar gibi eski Türk kavimleri pay sahibidirler.
Karaçay-Malkar halkının Karaçay
kolunu oluşturan klanların (urukların) 17. yüzyıla
kadar Elbruz dağının doğusundaki Bashan (Baksan)
vadisinde yaşadıkları biliniyor. Burada yaşayan Kıpçak
kökenli “Karça,
Budyan, Adurhay, Navruz, Botaş” ve Abaza-Tatar kökenli
“Tram” klanlarının
Kabardey Çerkeslerinin baskısı sonucu Elbruz dağının
batısındaki Kuban-Hurzuk vadisine göç ettikleri, bu
arada kendilerine Kabardeylerden “Tohçuk
(Dohşuk)” ve “Tambiy”
soylarının da katılmasıyla günümüzdeki Karaçay halkının
çekirdeğinin oluştuğu anlaşılıyor.
Karaçaylıların Bashan’dan
Hurzuk vadisine göç etmelerinden bir süre sonra Bızıngı’dan
gelen “Orusbiy” klanının Bashan vadisine yerleşmesiyle Karaçay-Malkar
halkı 17. yüzyıl sonlarında “Karaçaylılar”,
“Orusbiyler”, “Çegemliler”, “Holamlılar”,
“Bızıngılılar”
ve “Malkarlılar”
gibi çeşitli zümrelere ayrıldılar. Kafkas dağlarının
birbirinden derin boğazlarla ayrılmış altı vadisinde yaşayan
Karaçay-Malkar halkını birleştiren etnik isimler
kendilerine verdikleri “Tavlu
(Dağlı)” ve “Alan”
adlarıydı. Güney komşuları Gürcü-Mingreller Karaçay-Malkarlılara
“Alani” adını
verirlerken, kuzey komşuları Kabardeyler de onlara kendi
dillerinde “Kuşha
(Dağlı)” adını vermişlerdi.
1864 yılında Kafkasya’nın
Rusya’nın eline geçmesiyle birlikte, Ruslar her Kafkas
kabilesi için ayrı bir idari sistem kurdular. Bu sırada
Karaçay-Malkar halkı da ikiye bölündü. Kuban ırmağının
yukarı kısmında Elbruz dağı eteklerinde yaşayan bugünkü
Karaçaylılar
“Kuban Eyaleti”ne, Orusbiy (Bashan), Çegem, Holam,
Bızıngı ve Malkar (Çerek) vadilerinde yaşayanlar “Terek
Eyaleti”ne bağlandılar. Rusların Kafkasya’yı işgali
ile birlikte 1859-1864 yılları arasında yüz binlerce Çerkes,
Abaza, Çeçen, Oset ve Dağıstanlı Anadolu topraklarına
göç ettirilmişti. Nihayet 1885 ve 1905 yıllarında Karaçay-Malkar
halkının bir bölümü Türkiye’ye göç etmek zorunda
kaldı. Bu göçmenlerin torunlarından yaklaşık 15 bin
Karaçay-Malkarlı bugün Türkiye’de, 1500 Karaçay-Malkarlı
ise Suriye’de yaşamaktadır.
1917 Bolşevik ihtilali sonrasında
Rus işgaline uğrayan Karaçay-Malkarlılar 1943 yılı
sonlarına kadar Sovyetlere karşı bağımsızlık mücadelelerini
sürdürdüler. Bu arada Kafkaslar’da Sovyetlere karşı
çıkarılan pek çok ayaklanmaya önderlik ettiler. Bu mücadeleler
sırasında nüfuslarının büyük bir bölümünü
kaybettiler. Nihayet İkinci Dünya Savaşı sırasında
Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle “vatan
hainliği” ile suçlandılar. 2 Kasım 1943 tarihinde Karaçaylılar,
8 Mart 1944 tarihinde de Malkarlılar yurtlarından çıkarılarak
topyekün bir sürgüne ve soykırıma maruz kaldılar. Bu sürgün
sırasında toplam nüfuslarının yarısını kaybettiler.
Orta Asya ve Sibirya’daki sürgün yerlerinde 14 yıl
kalan Karaçay-Malkar halkı 1957 yılında itibarı iade
edilerek Kafkasya’daki eski yurtlarına geri döndü.
Kafkasya’ya geri dönen Karaçaylılar burada Kabardey,
Besleney, Abaza ve Nogay halklarıyla birlikte Karaçay-Çerkes
Özerk Bölgesi idaresi altına alındı. Malkarlılar ise
Kabardey-Malkar Özerk Cumhuriyeti idaresi altına alındılar.
Karaçay-Malkar halkı bugün Kafkasya’da “Karaçayevo-Çerkesya”
ve “Kabardino-Balkarya”
adlarını taşıyan iki özerk cumhuriyette Rusya
Federasyonu’na bağlı olarak yaşamaktadırlar. 1989 yılı
nüfus sayımına göre Karaçaylılar 156.140 Malkarlılar
ise 88.771 kişidirler.
Karaçay-Malkar
Kültüründe Nevruz
Karaçay-Malkar kültüründe
“Nevruz” adına rastlanmamakla birlikte, Karaçay-Malkarlılar
da yeni yılın başlangıcını 21-22 Mart olarak kabul
etmişlerdir. Karaçay-Malkar halk takviminde yılın bölümleri,
mevsimler ve aylar çok ayrıntılı bir biçimde
birbirlerinden ayrılmışlardır.
Yeni yılın ve halk takviminin
başlangıcı olarak Mart ayını kabul eden Karaçay-Malkarlılar
baharın başlangıcından önceki günleri şöyle tanımlarlar.
17-25 Aralık günleri arasındaki
9 gün en kısa günler olarak sayılır. Bu günlere
“toklu toymaz toguz künle” (kuzu doymaz dokuz gün) adı
verilir. Günlerin uzamaya başladığı 22 Aralık günü
de bu günlere rastlar. Karaçay-Malkarlılar gün dönümüne
“korgazin” adını verirler. Halk inancına göre
“korgazin” döneminde hava nasıl olursa 22 Martta yani
Nevruz gününde de öyle olur.
22 Aralıktan 25 gün sonra, 17
Ocakta kışın en soğuk dönemi başlar. 40 gün süren bu
döneme Karaçay-Malkarlılar “kış çille” adını
verirler. Çilleden sonra gelen üç günün adına “sarı
tamız” denir. Onun arkasından gelen üç günün adı
yoktur. O sebeple bu günlere “atsız künle” (adsız günler)
denir. Onun arkasından gelen dokuz güne Baldıracüz adı
verilir.
Mart ayı Karaçay-Malkar kültüründe
özel bir yer işgal etmektedir. Temel geçim kaynakları
hayvancılığa ve küçük ölçülerde tarıma dayanan
Karaçay-Malkarlılar baharı büyük bir özlemle beklemişlerdir.
Kafkas dağlarının en yüksek ve sarp kısımlarında
hayatlarını sürdürmek zorunda olan Karaçay-Malkarlılar
için baharın başlangıcı, önlerindeki zorlu ve uzun geçecek
olan kış aylarına hazırlık çalışmalarının da başlangıcıydı.
Bu sebeple, baharın gelişini ve yeni yılın başlamasını
özel törenlerle kutlarlardı. Ancak baharın gelişini
kutlayan bu törenlere kendi dillerinde Gollu, Teyri toy,
Saban toy, Hardar, Erirey gibi değişik adlar verirlerdi.
Nevruz adı onların dillerinde ve kültürlerinde yoktu.
Karaçay-Malkarlılar Mart ayına
değişik adlar verirlerdi. Bunlardan biri “Totur ay”
idi. Totur Karaçay-Malkar kültüründe avcıların, çobanların
ve kurtların tanrısıydı.
Karaçay-Malkarlılar “Totur ay” dedikleri Mart ayının 22’sinde “Teyrini eşikleri açıldı” (Gök Tanrı’nın kapıları açıldı)
diyerek bayram yaparlar, baharın gelişini kutlarlardı. Bu
adete komşu Kafkas halklarında rastlanmazdı. Totur’un
taşı denilen yerde kurbanlar kesip, Totur’un şerefine
dans edip, şarkılar söylerlerdi. Daha sonra da “tukum tamada” denilen “soy başkanı” taşa dönüp şöyle
dilek dilerdi:
Başıbızda-Kök Teyrisi
Üzerimizde
-Gök Tanrısı,
Tübübüzde-Cer
Teyrisi,
Altımızda-Yer
Tanrısı,
Ala
bizge boluşa
Onlar
bize yardım eder,
Amanlık
etsek-ala bizge uruşa
Kötülük
yapsak-onlar bizi azarlar
Tilek
tiley kelgenbiz
Dilek
dilemeye geldik
Kabıl
etseng süyebiz
Kabul
etmeni istiyoruz
Baş
urabız Toturga
Baş
eğiyoruz Totur’a
Totur
boluş halkınga
Totur
yardım et halkına
Karaçay-Malkarlılar Süyünç
ay (Sevinç ayı) adını da verdikleri Mart ayını
üç bölüme ayırırlardı. 1-9 Mart arasındaki günlere
“cabalak”, 10-20 Mart arasındaki günlere “cankoz”,
21-31 Mart arasındaki günlere “avuz” adını
verirlerdi.
Baldıracüz’den sonra
gelen günlere ise şu adlar verilirdi:
Gurt: Böceklerin uyandığı
zaman.
Cut: Yeni otların çıktığı
zaman.
Kut: Otların büyüyüp
yeşerdiği zaman.
Cut adı verilen günler
yılın son günleridir. Cut günlerinde Karaçay-Malkarlılar
evlerini temizler, elbiselerinin tozlarını silkelerlerdi.
Cut günlerinin bu eski şeyleri de beraberinde alıp götüreceğine
inanılırdı. Yılın son gününe “cıl avuşhan kün”
(yılın değiştiği gün) adı verilirdi. 22 Mart ile
birlikte “kut” günleri ve yeni yıl başlardı.Bu
Nevruz bayramının da başlangıcıydı.
“Gollu” adlı bereket tanrısının şerefine Karaçay-Malkarlılar
22 Mart’ta yaşlı, genç, kadın, erkek ve çocuklar
toplanıp, tarlaların bereketli olması dileği ile
tarlaların kenarında şölen (toy) düzenlerlerdi. Bu şölende
bereket tanrısı Gollu’ya dua ederlerdi. Büyük
kazanlarda kurbanların etlerini pişirirler, boza, sıra
gibi içkiler içerlerdi. Bütün halk toplandığında içlerinden
bir lider seçerler ve ona “töreçi”
adını verirlerdi. Töreçi kaval (sıbızgı) çalmada
usta bir kişi olurdu. Töreçi kavalıyla melodiler çalmaya
başladığında bütün halk kolkola girerek bir daire oluşturur
ve dans ederlerdi. Yoruluncaya kadar dans ettikten sonra pişen
kurbanlıkların etlerini yerlerdi. Bu şölen sırasında güreş,
at yarışı, taş atma gibi yarışmalar da düzenlenirdi.
Yeni yılın yani
Nevruzun ilk gününde “cıl avuşdu ögüzge iş tüşdü”
(yıl değişti öküze iş düştü) diyerek, o yıl
tarlalarını sürecekleri öküzleri işe hazırlayıp, özel
bir itina ile beslerlerdi.
Nevruz günlerinde her
evde yumurta pişirilirdi. Bu, toprağın zenginliğini
sembolize ederdi. Ayrıca ateşle ilgili pek çok inanç ve
gelenek de Nevruz günlerinde ortaya çıkardı. Düzenlenen
şölenler sırasında büyük ateşler yakılır ve
delikanlılar ile genç kızlar ateşin üzerinden atlardı.
Eski ocakların ateşlerini yeni ocaklara dağıtarak komşuluk
geleneğini sağlamlaştırırlardı.
Kış boyunca çalman adı verilen çitlerle çevrili yerlerde beslenen koyunlar
Nevruz günlerinde çitlerin dışına çıkarılarak, yakılan
ateşlerin dumanlarının arasından geçirilirdi.
Karaçay-Malkarlılar bahar başında
ilk gök gürlediğinde çeşitli şölenler düzenler,
bereket tanrılarından dilekler dilerlerdi. Kurban etleri
kazanlarda kaynarken, halk kazanların etrafında dönerek
bereket tanrısı Çoppa ve yıldırım-şimşek tanrıları
Eliya ile Şıbıla’nın şerefine şarkılar söylerlerdi.
Onların inançlarına göre bereket de, bolluk da o tanrıların
elindeydi.
Baharda gökyüzü kararıp ilk
defa gök gürleyip şimşekler çaktığında köydeki kadınlar
toplanıp yeni gelinleri ziyaret ederlerdi. Yeni yeşeren
otları bir kabın içindeki suya atarlar ve bu suyu
gelinlerin üzerine serperlerdi. Gelin de, çocukları da bu
yeni yetişen otlar gibi gelişsinler diye dilek dilerlerdi.
Gelinler de kadınlara çeşitli hediyeler verirlerdi. Kadınlar
bu hediyeleri bir uzun sopaya takıp, iki ucundan iki kadın
tutarak diğer evleri dolaşırlardı.
İlk şimşek çakıp yağmur yağdığında
evlerin avlularında büyük ateşler yakıp çocukları üzerinden
atlatırlardı. İlkbaharda gökyüzünde ilk gök kuşağı
belirdiğinde “Teyribiz bersin aş tatuv. Adam da mal da bolmasın bizge açuv”
(Gök Tanrımız versin aş-lezzet-insan da, hayvan da bize
acı vermesin) derlerdi.
“Erirey”
eski inanışlara göre Karaçay-Malkarlılar’ın tahıl
ve tarlada yetişen mahsüllerin tanrısıydı. Bereketi
temsil eden Erirey ile birlikte, yer tanrısı “Davle”
şerefine Karaçay-Malkarlılar bahar başlangıcında Çoppa’nın
Taşı denilen kutsal taşın yanında “Saban
toy” dedikleri bir şölen düzenlerlerdi. Tarla işlerine
başlamadan önce Erirey ve Davle adlı tanrılara kurbanlar
keser, dualar eder, tarla ve mahsüllerine bereket
vermelerini dilerlerdi. “Saban toy” adlı şölen sırasında
Çoppa’nın kutsal taşının etrafında dönerek danseder,
şarkılar söylerlerdi. Karaçay-Malkarlıların “saban
toy”da söyledikleri dualardan (algış) biri şöyleydi:
Cazıbız
cavumlu bolsun
Baharımız yağmurlu olsun
Küzübüz
künlü bolsun
Güzümüz güneşli olsun
Kışıbız
karlı bolsun
Kışımız karlı olsun
Acalıbız
sabır bolsun
Ecelimiz sabırlı olsun
Istavatla
mallı bolsunla
Çiftlikler mallı olsunlar
Batmanla
ballı bolsunla
Kovanlar ballı olsunlar
Egiz-egiz
tölü tuvsun
İkiz-ikiz nesil doğsun
Segiz-segiz
nasıb cavsun
Sekiz-sekiz kısmet yağsın
Teyribiz
bersin aşhılık
Gök tanrımız versin iyilik
Körmeyik
barıbız açlık
Görmeyelim hiçbirimiz açlık
Kafkas dağlarının sarp ve yüksek
kesimlerinde yüzyıllar boyunca dış dünyadan tecrid
edilmiş bir biçimde yaşamış olan Karaçay-Malkarlılarda
Nevruz adına rastlanmasa da yeni yılın ve baharın gelişi
ile ilgili bütün geleneklerin son derece canlı bir biçimde
yaşıyor olması, Karaçay-Malkar kültüründeki Nevruz
motiflerinin kökeninin yüzlerce yıl önceye dayandığını
belgelemektedir. Çin kaynakları iki bin yıl önce Hun Türklerinin
21 Martta baharın gelişini törenlerle kutladıklarını
kaydetmektedir. Türk dünyasının hristiyan ve şamanist
kesimlerinde de Nevruz ile ilgili geleneklerin binlerce yıllık
geçmişi vardır. Günümüzde hristiyan Gagavuz ve Çuvaş
Türkleri ile şamanist Yakut Türkleri arasında da Nevruz,
kökü binlerce yıl geriye giden gelenekler çerçevesinde
kutlanmaktadır.
Karaçay-Malkar sosyo-kültürel
yapısında son derece önemli yeri olan Nevruz kutlamaları
sırasında Teyri adı verilen gök tanrıdan dilekler
dilenmesi ve “saban toy” adı verilen şölenlerin düzenlenmesi
doğrudan doğruya eski Türk kültürü ile ilgili
unsurlardır ve Karaçay-Malkarlılar arasında Nevruz
kutlama geleneğinin binlerce yıllık geçmişine şahitlik
etmektedir.