|
KARAÇAY-MALKAR
TÜRKÇESİNDE DEYİMLER
caga
almay etek bermegen:
“yaka almadan etek vermeyen”
(cimri,
hasis, pinti)
cagasına
caraşhan:
“yakasına yakışan”
(münasip,
uygun)
cagasına
uşagan:
“yakasına uyan/benzeyen”
(münasip,
uygun)
calarıgı
bolgan:
“yalayacağı olan”
(zengin,
varlıklı)
calından
çıgıb örtenge kir-: “isten çıkıp yangına girmek”
(bir
felaketten kurtulup daha büyüğüne uğramak)
calkasın
kayır-:
“yelesini çevirmek”
(hoşlanmadığını
belli etmek.)
camçısın
kebdirmegen, üyüne asuv keltirmegen: “yamçısını kurutmayan,
evine bereket getirmeyen”
(hayırsız
adam, faydası dokunmayan adam)
can
al-:
“can almak”
(ölmek)
can
kazavat etmek:
“can savaşı yapmak”
(uğraşıp
didinmek, canla başla yapmaya çalışmak)
can-canın
aşa-: “can-canını yemek”
(çok
kızmak, öfkelenmek)
can-canın
çayna-: “can-canını çiğnemek”
(çok
kızmak, hiddetlenmek)
candetge
ıçhın-:
“cennete girmek”
(refaha
kavuşmak)
cangan
otdan artha turmagan:
“yanan ateşten geri durmayan”
(cesur,
gözüpek, korkusuz)
cangan
otha suv kuy-: “yanan ateşe su dökmek”
(1-
münakaşayı yatıştırmak, 2- yapılan işi bozmak.
cangan
otnu ışır-:
“yanan ateşi körüklemek”
(kavgayı,
münakaşayı alevlendirmek)
canı
avru-:
“canı ağrımak”
(acımak,
üzülmek)
canı
tabanına tigele-:
“canı topuğuna inmek”
(1-
çok korkmak, 2- çok sevinmek)
canı
temirden:
“canı demirden”
(dayanıklı,
güçlü)
canından
bol-:
“canından olmak”
(bezmek,
bıkmak, usanmak)
canından
et-:
“canından etmek”
(bezdirmek,
usandırmak)
canından
toy-: “canından doymak”
(usanmak,
bıkmak, bezmek, sıkılmak)
canından
toydur-:
“canına doyurmak”
(bezdirmek,
usandırmak)
canından
ülüş et-:
“canından pay vermek”
(çok
sevmek, hiçbir şeyini esirgememek)
carasın
aşlandır-:
“yarasını iltihaplandırmak”
(eski
üzüntüsünü hatırlatmak, eski yarasını deşmek)
carlı
üynü kiştigiça:
“fakir evin kedisi gibi”
(güçsüz,
zayıf)
carlını
carga tıyganlay:
“fakiri uçurum kenarına sıkıştırmak gibi”
(güçsüz
bir insanı iyice köşeye sıkıştırmak)
castıgına
cılan kir-: “yastığına yılan girmek”
(yakın
akrabadan kötülük görmek)
caşarın
caşagan, aşarın aşagan: “yaşayacağını yaşamış, yiyeceğini
yemiş”
(çok
yaşayan, uzun ömürlü)
caşav
berme-:
“hayat vermemek”
(huzur
vermemek, rahat yüzü göstermemek)
caşav
colun tavus-:
“hayat yolunu tüketmek”
(ölmek.)
cav
kekirib caşagan: “yağ geğirip yaşayan”
(zengin,
varlıklı, bolluk içinde)
cav
kekirt-: “yağ geğirtmek”
(zenginlik
içinde yaşatmak)
Cavbermezni
cangız tekesinley:
“Cavbermez’in(Yağvermez’in)
tek tekesi gibi
(1-
bir insanın bütün varlığı, serveti, zenginliği, 2-
herkesin tanıdığı, meşhur, ünlü)
cavda
cik izlegen:
“yağda mafsal arayan”
(herşeye
kusur bulan, bahane bulan)
cavga
batıb sütde cuvungan:
“yağa batıp sütte yıkanan”
(zengin,
varlıklı, refah içinde)
cavurluk
kebdir-: “eğer örtüsünü kurutmak”
(atı
dinlendirmek)
cavuruna
katıl-: “yarasına dokunmak”
(acı
söz söylemek, kalbini kırmak, üzmek)
cazgı
karça: “bahar karı gibi”
(bereketsiz)
cekden
cuvuk koyma-(iyme-):
“şeytandan yakın bırakmamak”
(söylediği
sözden dönmemek, söylediğinde ısrar etmek, söylediğinde
inat etmek, başkasının sözüne uymamak)
cel
kakdıra aylan-: “rüzgar estirerek dolaşmak”
(boş
gezmek, avare dolaşmak)
cer
bla teng bol-: “yerle eşit olmak”
(yerin
dibine geçmek)
cer
buz-:
“yer bozmak”
(çok
kızmak, öfkelenmek)
cer
calagan, el aldagan:
“yer yalayan, halkı kandıran”
(kurnaz,
açıkgöz)
cer
kab-:
“yeri/toprağı yemek”
(ölmek)
cer
kaltası kibik: “yer cebi gibi”
(alçak,
kısa boylu)
cer
kanı et-:
“yer kanı etmek”
(yere
dökmek)
cer
tırna-:
“yeri tırnaklamak”
(çaresizlik
içinde kalmak, ne yapacağını bilememek)
cer
tübü bla cürügen:
“yer altından yürüyen”
(saman
altından su yürüten, kurnaz, hilekar)
cerge
karat-: “yere baktırmak”
(utandırmak,
mahcup etmek)
cerge
sukganlay et-:
“yere sokmuş gibi yapmak”
(utandırmak,
mahcup etmek)
cerge
tüş-: “yere düşmek, toprağa inmek”
(gömülmek,
toprağa verilmek)
cerni
cukasın kalının bilgen:
“yerin incesini kalınını bilen”
(akıllı,
görmüş geçirmiş, fikir sahibi)
ceti
tavdan avar kölü bolgan:
“yedi dağdan aşacak
cesareti olan”
(gücü
yetmese de yapmaya cesareti ve azmi olan)
cetiden
cetmişge deri:
“yediden yetmişe kadar”
(yediden
yetmişe)
cezi
açıl-: “pirinci açılmak”
(foyası
meydana çıkmak)
cezin
aç-: “pirincini açmak”
(açıklamak,
foyasını meydana çıkarmak)
cılanbaş: “yılan başlı”
(kindar,
hınç dolu)
cılı
koldan et-:
“sıcak elle yapmak”
(işi
gecikmeden halletmek)
cılı
koldan tındır-: “sıcak elle halletmek”
(işi
zamanında halletmek)
cılkıçı
kurukça: “at çobanının kemendi gibi”
(uzun,
uzun boylu)
cılkımdan
tay(acir)tut!:
“at sürümden tay(aygır) tut!”
(ne
yapacaksan yap, elinden geleni ardına koyma!)
cılkımı
sür!:
“at sürümü çal!”
(elinden
geleni ardına koyma!)
ciligi
cav:
“iliği yağ”
(zengin,
varlıklı)
cingirigin
kab-:
“dirseğini ısırmak”
(pişman
olmak)
cinine
tiy-:
“cinine dokunmak”
(kızdırmak,
öfkelendirmek)
cinleri
kozgal-: “cinleri harekete geçmek”
(çok
kızmak, öfkeli olmak, burnundan solumak)
col
ber-:
“yol vermek”
(yardım
etmek)
cugutur
kulagına cel kakgança:
“dağ keçisinin kulağına
rüzgar esmesi gibi”
(aldırmamak,
önem vermemek, umursamamak)
culduzu
bat-:
“yıldızı batmak”
(ölmek)
culduzu
öçül-:
“yıldızı sönmek”
(ölmek)
cuvuk
ülüş:
“akraba hissesi”
(dünür)
cügende
tur-:
“dizginde durmak”
(birine
tabi olmak, boyun eğip yaşamak)
cügenni
boşlama-:
“dizgini boşlamamak”
(karar
verirken başkasına fikir hakkı tanımamak)
cügensiz
atça: “dizginsiz at gibi”
(huysuz,
aksi)
cüregi
basıl-: “yüreği bastırılmak”
(rahatlamak,
huzur bulmak)
cüregi
biç-: “yüreği biçmek”
(sevmek,
beğenmek, hoşlanmak)
cüregi
buzul-: “yüreği bozulmak”
(üzülmek,
kızmak)
cüregi
can-: “yüreği yanmak”
(intikam
hissi beslemek)
cüregi
carıma-:
“yüreği aydınlanmamak”
(mutlu
olmamak)
cüregi
carımagan: “yüreği aydınlanmayan”
(üzgün,
bedbin)
cüregi
cılın-:
“yüreği ısınmak”
(sevinmek)
cüregi
cılınma-:
“yüreği ısınmamak”
(sevinememek,
mutlu olmamak)
cüregi
eri-:
“yüreği erimek”
(üzülmek,
acımak)
cüregi
kabından çık-:
“yüreği kabından çıkmak”
(çok
korkmak)
cüregi
kan tırna-:
“yüreği kan tırnaklamak”
(çaresizlik
içinde kalmak)
cüregi
karal-:
“yüreği kararmak”
(çok
üzülmek)
cüregi
kayna-:
“yüreği kaynamak”
(kin
duymak, intikam hissi beslemek)
cüregi
küy-:
“yüreği yanmak”
(çok
üzülmek)
cüregi
ornuna kel-: “yüreği yerine gelmek”
(rahatlamak,
huzur bulmak)
cüregi
sampal tavuş et-:
“yüreği tetik sesi çıkarmak”
(çok
korkmak)
cüregi
sın-: “kalbi kırılmak”
(üzülmek,
kalbi kırılmak)
cüregi
suvu-:
“yüreği soğumak”
(rahatlamak,
ferahlamak)
cüregi
şoşay-: “yüreği sakinleşmek”
(ferahlamak,
sakinleşmek, huzur bulmak)
cüregi
teşil-:
“yüreği çözülmek”
(içi
ferahlamak, gönlü ferahlamak)
cüregi
tut-:
“kalbi tutmak”
(kalp
krizi geçirmek)
cüregi
tüyümçek bol-:
“yüreği düğüm olmak”
(çok
üzülmek)
cüregin
kabındır-:
“yüreğini tutuşturmak”
(kendini
sevdirmek)
cüregin
sarı suvga aldır-:
“yüreğini sarı suyla doldurmak”
(açlık
ve keder içinde yaşamak)
cüregin
suvut-:
“yüreğini soğutmak”
(kalbini
rahatlatmak, gönlünü ferahlatmak)
cüregine
çançıl-:
“yüreğine saplanmak”
(aklından
hiç çıkmamak, aklında yer edinmek)
cüregine
tüyrel-: “yüreğine iğnelenmek/bağlanmak”
(aklından
hiç çıkmamak)
cürek
cavu kalma-:
“yürek yağı kalmamak”
(gücü
tükenmek, güçsüz kalmak)
cürek
cavun aşa-: “yürek yağını yemek”
(heyecanlandırmak)
|