|
İKİNCİ
DÜNYA SAVAŞI’NDA ALMANLAR’IN KAFKASYA HAREKÂTI
Dr. Ufuk TAVKUL
Kırım
Dergisi,
6 (21), 1997, 34-37.
İkinci
Dünya Savaşı’nda Alman ve Sovyet ordularının kanlı çarpışmalarına
sahne olan Kafkasya’da savaşın asıl acısını ve dehşetini,
bu savaşta hiçbir suçu olmayan Kafkasya halkları yaşamıştır.
Almanlar’ın ekonomik ve siyasî sebeplerle işgal ettikleri
Kafkasya’da yaşamakta olan halklar yıllardan beri sürmekte
olan Sovyet zulmü karşısında Almanlar’ı bir kurtarıcı
gibi karşılamışlar ve içlerinden bazı halklar, özellikle
Karaçay-Malkarlılar Sovyet rejimine karşı ayaklanmışlardı.
Ancak Almanlar’ın Kafkasya’dan geri çekilmeleri üzerine
Sovyetler 2 Kasım 1943’te Karaçaylıları, 8 Mart
1944’te Malkarlıları Kafkasya’dan topyekûn sürgüne göndermişti.
Aynı akıbet 1944 yılı Şubat’ında, Alman işgalini hiç
görmeyen Çeçen-İnguşlar’a da uygulanmıştı.
Almanlar’ın Kafkasya’yı işgal planlarını ve yaşanan
olayları kısaca şöyle özetleyebiliriz:
1941
yılında Kafkasya’ya sızma faaliyetlerini yoğunlaştıran
Almanlar, öncelikle bu görevi kabul eden Kafkas kökenli
Sovyet savaş esirlerini sabotaj ve casusluk konusunda eğiterek,
Sovyet cephe hattı gerisindeki görevlere hazırladılar.
1941 Ekim’inde “Kuzey Kafkasya Özel Komandosu-Şamil” adında bir harekât
planlandı. 150 kadar Kafkasyalı on ay süreyle bütün yer
altı faaliyetleri için eğitildiler. Üç gruba ayrılan
komandolardan ilki 1942 Temmuz’unda silah ve patlayıcı
maddelerle birlikte paraşütle Maykop civarına indirildiler.
Bu grubun görevi bir taraftan köprü ve demiryollarını
havaya uçurmak, diğer taraftan Sovyetler’in petrol
tesislerini havaya uçurmalarını önlemekti. Almanlar’ın
bu bölgeyi işgalinden sonra bu harekâta katılanlardan
29’u geri döndü. 30 kişilik ikinci bir grup 1942 Ağustos’unda
Çeçen-İnguş Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti
Grozni’nin 40 kilometre güneyine indiler. Görevleri ilk
grubun görevlerine benziyordu, yalnız onlara ek olarak yerel
asi grupları ile temas kurmaları emredilmişti. Bu harekâtın
mensupları görevlerini yerine getiremediler ve bir çoğu
Sovyetler tarafından öldürüldü. 40 Dağıstanlı’dan
oluşan üçüncü grup ise Almanlar’ın Kafkasya’dan geri
çekilmeleri üzerine göreve başlayamamıştı (Mühlen
1984: 176).
Almanlar’ın
1941 yılında Sovyetler’e saldırdıkları sırada,
Kafkasya’da yaşamakta olan Karaçay-Malkar halkı da
Almanlar’a karşı sempati beslemeye başlamıştı. Bu
durumu değerlendiren Sovyet istihbaratı, Sovyet ordusunda görevli
Karaçay-Malkarlı subay ve askerleri “güvenilemeyecek düşman
unsurlar” sayarak cepheden alıp, Ural bölgesindeki kömür
ocaklarına sürmüşlerdi. Sovyetler’in bu davranışı karşısında
bir Karaçay süvari alayı silahları ile dağa çıkmıştı
(Tavkul 1993: 48). Böylece Almanlar henüz Kafkasya’yı işgal
etmeden ve hiç haberleri olmadan Kafkasya’da bir müttefik
halk kazanmış oluyorlardı.
Hitler
23 Temmuz 1942 tarihli 45 no’lu “Komutana Özel” gizli
direktifinde, A Ordular Grubu’na Karadeniz’in doğu kıyılarını
ele geçirme emrini vermekteydi. Geride kalan bütün dağ ve
avcı tümenlerinin ise Kuban ırmağını geçerek Maykop ve
Armavir’i ele geçirmeleri istenmekteydi. Gönderilecek dağ
birlikleriyle takviye edilecek olan bu grubun Kafkasya’nın
batı kısmına yapacağı ileri harekâtta, geçilebilir bütün
dağ geçitlerinin alınarak 11. Ordu birlikleriyle işbirliği
halinde Karadeniz kıyılarının ele geçirilmesi
emredilmekteydi. Çevik birliklerden oluşturulacak diğer bir
kuvvet grubunun doğu Kafkaslar’da Grozni bölgesini elde
etmesi ve tâli kuvvetlerle Oset ve Gürcü Askerî Yolu’nu
mümkün olduğunca geçitlerin bulunduğu yüksekliklerde
kapatması istenmekteydi (Jacobsen 1989: 448).
Almanlar
öncelikle Sovyetler’in tehdidi altındaki bölgelerde, söktükleri
veya tahrip ettikleri Kafkasya petrol tesislerine zarara uğramadan
el koymak istiyorlardı (Mühlen 1984: 169). Hitler’in bu
konudaki direktifleri de bu görüşü doğrulamaktadır.
Hitler şunları söylemekteydi:
“Müteakip
savaş sevk ve idaresi için Kafkas petrol üretiminin kesin
önemi vardır. Bu sebeple hava taarruzları bu bölgedeki üretim
merkezlerine ve büyük yakıt depolarına ve ancak kara
ordusu harekâtı mutlak gerektiriyorsa, Karadeniz kıyısındaki
aktarma limanlarına karşı yapılmalıdır. Fakat düşmanın
Kafkasya’dan petrol naklini en çabuk olarak önlemek üzere,
bu iş için kullanılan demiryollarının ve petrol boru
hatlarının erkenden kesilmesinin ve Hazar denizindeki deniz
ulaşımının taciz edilmesinin özel önemi vardır.”
(Jacobsen 1989: 459).
Kafkas
halklarının pek çoğu, kökü yüz yıllar öncesine
dayanan Rus aleyhtarı samimi duyular taşıyorlardı. Fakat
Sovyetler Birliği’nin bu bölgeler hakkındaki politikasının
tersine, Nazi yöneticileri Kafkas Ötesi’ndeki Bakü’nün
önemli petrol üretimi dışında Kafkasya’da ekonomik açıdan
sömürülecek çok az şey olduğunu düşünüyorlardı.
Nazilerin ırkçı yaklaşımına göre Kafkasya ve Kafkas Ötesi’nde
yaşayan halklar arasında Ermeniler’in dışında kalan bütün
Kafkas ve Kafkas Ötesi
halkları Nazi ideoloji planlayıcıları tarafından ırk
olarak Slavlar’dan üstün kabul ediliyorlardı ve onların
içinde de Gürcüler en üstün ırk olarak değerlendiriliyorlardı
(Alexiev 1985: 67).
Almanlar’ın
Kafkasya politikasını iki faktör etkiliyordu. Birincisi,
Kafkaslar’daki Türk kökenli halkların koruyucusu olarak görülen
Türkiye’yi kendine bağlama ihtiyacı idi. İkincisi,
Kafkaslar’daki idarî yetki hiçbir zaman yerel sivil
kontrola geçmemiş, fakat Wehrmacht’ın
yetkisinde kalmıştı. Ayrıca Kafkaslar’daki önemli Alman
casusları Sovyet halklarına en iyi yaklaşma yolunun onların
Alman savaş gayelerini desteklemeleri yolunda teşvik
edilmeleri olduğuna inanıyorlardı. Kafkaslar’daki Alman
birliklerine aşağı ırklar ve üstün arî ırklar konularındaki
ağır ırkçı propagandalardan kaçınmaları bildirilmişti
(Alexiev 1985: 67).
Wehrmacht’ın
direktifleri Alman ordusunun Kafkasyalıları kendi tarafına
çekme konusundaki kararlılığını açıklamaktadır. Örneğin,
1942 yılının Temmuz ayında Alman ordusunun A Grubu komutanı
mareşal von List aşağıdaki emirleri yayınlamıştır:
-
Kafkasya
halklarına, Alman aleyhtarı davranışlar içine
girmedikleri sürece dost milletler olarak davranılmalıdır.
-
Dağlıların
(Kafkasyalıların) kollektif sistemi kaldırma istekleri
hiçbir şekilde engellenmemelidir.
-
İbadethanelerin
yeniden açılmasına ve dinî âdet ve geleneklerin
uygulanmasına izin verilecektir.
-
Özel
mülkiyete saygı gösterilecek, ihtiyaç maddelerinin karşılığı
ödenecektir.
-
Örnek
alınacak davranışlarla yerli halkın güveni kazanılacaktır.
Askerî yönden kontrolü zor olan dağlık bölgelerde
yerli halkla işbirliği büyük önem taşımaktadır ve
Alman birliklerinin ilerlemesini oldukça kolaylaştıracaktır.
-
Halkı
sıkıntıya sokacak bütün gerekli savaş tedbirleri açıklanmalı
ve mazur gösterilmelidir.
-
Kafkas
kadınlarının namus ve iffetine özellikle saygı gösterilecektir
(Alexiev 1985: 68).
25
Temmuz 1942’de Alman orduları Rostov’u ele geçirip Don
ırmağını geçtikten sonra Sovyet ordusuyla Kafkas dağlarının
eteklerinde savaşa girdi. Alman ordusunun önünden çekilerek
Kafkas dağlarına sığınmaya çalışan Kızıl Ordu
birliklerini burada Karaçaylılar’ın silahlı çeteleri
karşıladı. Karaçaylılar Sovyet birliklerinin büyük bölümünü
imha ettiler.
Kafkas
Ötesi’ndeki Sovyet kuvvetlerinin planlarındaki aksaklıklar
harekâtta gedikler meydana gelmesine sebep oluyordu. Bu
durumda Kafkasya Almanlar karşısında tamamen savunmasız
kalıyordu. Bu boşluğu doldurma görevi Sovyetler’in 46.
Ordusuna verildi. Kafkas dağları üzerinden Kafkas Ötesi’ne
geçişi sağlayan Karaçay’daki Morh (Maruha) ve Kluhor geçitleri
her an Karaçay çetelerinin ve Alman birliklerinin eline geçmek
üzereydi. Morh geçidinde savunma Sovyetler’in havan topçu
müfrezesi, teknik müfreze ve piyade birliği tarafından yapılacaktı.
Kluhor geçidi ise iki piyade bölüğü ve bir teknik müfreze
tarafından savunulacaktı. Karaçay çeteleri ile işbirliği
içinde olan Alman birlikleri Kluhor ve Morh geçitlerine saldırdılar.
Sovyet birliklerinin Kluhor ve Morh geçitlerinde zor duruma düşmeleri
üzerine, Sovyetler’in safında yer alan Gürcü-Svanlar bir
birliklerini savunma için dağların güney yamaçlarından
geçitlere gönderdiler. Ancak Karaçay çetelerinin desteğini
alan Almanlar geçitleri ele geçirdiler. Sovyet askerlerinin
Kafkas dağlarının buzulları arasında yer alan bu geçitlerde
çok zor durumlara düştükleri anlaşılmaktadır. 1960’lı
yıllarda Karaçaylı çobanlar tarafından bu geçitlerin yakınlarındaki
buzullar içinde cesetleri hiç bozulmadan bulunan Sovyet Kızıl
Ordu askerleri buna şahitlik etmekteydi.
Sovyetlerin
savunma savaşı 1942 yılının Temmuz ayı sonunda Kuban bölgesinde
patlak vermişti. Ağustos ortasına kadar devam eden savaşta
Alman ordusu adım adım ilerleyerek Ağustos sonunda Terek ırmağına
ulaştı. Almanlar 21 Ağustos 1942’de Kafkas dağlarının
en yüksek zirvesi Elbruz dağına (Mingi Tav) Alman bayrağını
diktiler. Wehrmacht’ın Nalçik civarında ele geçirdiği
Sovyet asker mektuplarından birinde, Almanlar’ın Karaçay-Malkarlılar’ın
yardımıyla Elbruz dağına kadar geldikleri ve dağa çıkabildikleri
yazmaktaydı.
1942
yılının sonbaharında Alman birliklerinin işgal ettiği
Batı Kafkasya’da, bilhassa Karaçay-Malkar’da
daha Almanlar gelmeden önce mahallî çeteler Sovyet
birliklerinin boşalttığı yerlerde iktidarı ele geçirmişlerdi.
Yerli halka dinî ve siyasî hürriyet verdiklerini açıklayan
Almanlar bu hareketleri ile yerli halkın sempatisini kazanmışlardı.
Camiler yeniden açılmış, kollektif çiftlikler kaldırılmıştı.
Alman ordusuna büyük sevgi gösterilerinde bulunan Karaçay-Malkar
halkına Almanlar şu imtiyazları verdiler:
-
Müstakil
millî idare yeniden kurulacak ve din dahil hayatın bütün
sahalarında tam bir serbestlik olacak.
-
Kolhozların
yerine özel mülkiyet düzeni kurulacak.
-
Eskiden
zorla ikiye ayrılan Karaçaylılar ve Malkarlılar tekrar
birleşecek (Tavkul 1993: 48).
Karaçay
Özerk Bölgesi’nin başkenti Mikoyan Şahar’da (bugünkü
Karaçayevsk) Karaçaylı Macir Koçkarov idareyi ele almış
ve gelen Alman birlikleri tarafından belediye başkanı
olarak görevlendirilmişti. Bir süre sonra da millî
menfaatlerin temsilcisi olarak bir Karaçay Komitesi Kadı
Bayramukov başkanlığında teşkil olundu ve geniş
yetkilerle donatıldı. Bunlardan biri de kolhozları lağv
etme hakkıydı (Mühlen 1984: 191).
Verilen
bu imtiyazlar Almanlar’ın Karaçay-Malkar halkının güvenini
kazanmasını sağladı. Bu sırada görmüş geçirmiş yaşlı
Karaçaylılar Almanlar’a bu kadar güvenmenin iyi sonuç
vermeyeceğini, daha tedbirli davranmak gerektiğini söylüyorlardı.
Ancak yıllardır Sovyet zulmü altında inleyen Karaçay-Malkar
halkı üzerinde bu uyarıların fazla etkisi olmadı.
Silahlı
birlikler oluşturan Karaçay-Malkarlılar Sovyet ordusuna karşı
amansız bir savaşa girişmişlerdi. Bu savaşlar sırasında
Kafkasya’da bulunan Alman gazetecisi Erich Kern o günleri
şöyle anlatmaktaydı:
“Bilhassa
yerli İslam unsurları ile aramız iyi. Her tarafta gönüllü
süvari birlikleri kuruluyor. Peygamberin yeşil savaş bayrağı
dalgalanıyor. Bir dostluk havası esiyor. Burada müslüman
halk müthiş bir komünist düşmanı. Ben kasabaya girerken
Karaçaylılardan oluşan bir süvari taburu, gülü oynaya dağdaki
hizmetlerine gidiyordu. Uzun boylu, tunç yüzlü güzel
delikanlılar eyer üzerinde kalıp gibi duruyorlar...”
Alman
Doğu Başkanlığı’ndan bir görgü şahidi 1942 yılı
Ekim’inde Kafkasya’da yaşayan Slav kökenli Rus, Ukraynalı
ve Rus Kazakları’nın işgal güçlerine karşı çok soğuk
davrandıklarından bahsetmektedir. Slavlar aşırı Sovyet
vatanseveri gibi davranırlarken, Kafkas kavimleri Almanlara
karşı çok candan davranıyorlardı. Alman raporlarında Rus
ve Ukraynalı halk arasında korku ve çekingenlik, buna karşılık
Kafkas halklarında dostluk ve destek tespit edildiği yer
almaktadır. Ancak siyasî faaliyetin derecesi kabilelere göre
farklılık gösteriyordu. Çerkesler (Adigeler-Kabardeyler)
daha çekingen davranırken, Türk asıllı Karaçaylılar ve
Malkarlılar hemen kabilelerini birleştirmeyi teklif etmişlerdi.
Bunlar arasında Pan-Türkist eğilimli bir milliyetçilik açıkça
farkolunuyordu (Mühlen 1984: 192).
Kabardeyler’in
kurdukları komite Karaçaylılarınkinden çok daha az yankı
uyandırmıştı. Bunda Kabardeylerin yaptıkları hataların
da payı vardı. Alman kaynaklarında Osetler’in
samimiyetinden hiç bahsolunmamaktadır. Genellikle Osetler
Alman işgali altında kalan bütün Kafkas halkları arasında
işgal gücü ile işbirliği yapmaya en az hazır olanlardı
(Mühlen 1984: 193).
İhtilal
öncesinde Rus-Kazak kolonizasyonu tarafından çok ezilmiş
ve köşeye sıkıştırılmış olan Karaçaylılar, Rus halkıyla
olan münasebetleri tatsız tarihî hatıraların yükünü taşımayan
Osetler’den çok daha fazla ölçüde Almanlarla işbirliği
yapmışları (Mühlen 1984: 197).
Kafkas
halkları arasında devlet planlaması ve kontrolüne bağlı
olmaya karşı güçlü bir direniş mevcuttu. Alman askerleri
Karaçaylılar’da eski çağlarda çok şerefli bir meslek
olan ve işine engel olmaya kalkan her düzene karşı kendini
müdafaa eden haydutluğa bile şahit olmuşlardı (Mühlen
1984: 196). Kafkasyalılar bunlara “abrek” adını
veriyorlardı.
Alman
birlikleri üzerinde en fazla tesir yaratan unsur müslümanların
bayramlarıydı. 11 Ekim 1942’de Karaçay şehri
Narsana’daki (Kislovodsk) Ramazan bayramı ile, 18 Aralık
1942’de Kabardin-Balkar Cumhuriyeti’nin başkenti Nalçik’teki
Kurban bayramı Alman-Kafkas işbirliği hakkındaki büyk
vatansever nutuklarla ve Hitler’e hediyeler sunulmasıyla
son bulmuştu (Mühlen 1984: 193). Bu hediyeler arasında
Kabardeyler’in Hitler’e gönderdikleri bir at da vardı.
Yerli
halka eğitim ve kültür işlerinde, hükümette ve bölgenin
yönetiminde önemli derecede özerklik verilmişti. Dinî özgürlük
Almanlar tarafından tekrar geri getirilmişti. Bu davranış
yıllardan beri amansız Sovyet din karşıtı baskılara
maruz kalan müslüman halkın sevinciyle karşılanmıştı.
Okullar mahallî yöneticilerin yönetimine bırakılmıştı.
Alman
yöneticileri Kafkaslar’daki zirai reformların başarılması
işini çok sıkı tutuyorlardı. Bir yıl içinde kolhozların
yüzde kırkı ziraat kooperatiflerine dönüştürülmüştü.
Gerçekte Kafkasya’nın pek çok bölgesinde köylüler daha
Almanlar gelmeden önce, nefret edilen Sovyet kollektif çiftliklerini
dağıtmış ve toprak, hayvan ve tarım âletlerini halka
paylaştırmıştı. Almanlar Kafkaslar’da, işgal ettikleri
diğer bölgelerin aksine halktan zorla asker toplama
uygulamasını kaldırmışlar ve tamamen gönüllülerden oluşan
birlikler kurmaya başlamışlardı (Mühlen 1984: 68).
Bolşeviklerden
temizlenen Karaçay-Malkar, Kabardey, Adigey ve Osetya bölgelerindeki
halklar eski Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti’ni yeniden
kurmak üzere Alman komutanlığına başvurdular. Ancak
Almanlar bu başvuruları sürekli olarak oyaladılar.
Almanlar’ın Kafkasya’yı bir sömürge olarak kullanmak
istedikleri ve buradaki bölgelere Alman Nazi komiserlerinin
çoktan atanmış oldukları daha sonra öğrenildi (Tavkul
1993: 49).
Almanlar’ın
planladığı Kafkasya Devlet Komiserliği, açıkça ifade
edilen Kafkasya petrol kaynaklarının ve madenlerinin
ekonomik açıdan sömürülmesi hedefleri, Kafkas
komitelerinin ve lejyonlarının mensupları tarafından
bilinmiyor değillerdi. Kafkasyalı lejyonerlerin en çok
sordukları “Alman müstemlekesi
mi olacağız?”, “Kafkas
kavimleri iktisadî idarede hangi paya sahip olacaklar?”,
“Almanya Çarlık dönemindeki
büyük toprak sahiplerinin ve mültecileri ülkeye geri
getirip idareyi onlara mı verecek?” soruları bu endişeyi
dile getiriyordu (Mühlen 1984: 135).
1942
yılı sonlarında Alman ordusunun Rusya’da yenilgiye uğratılması
sonunda, Almanlar Kafkasya’dan çekilmek zorunda kaldılar.
Bu sırada Adige-Kabardey, Karaçay-Malkar ve Osetler’den
oluşan onbeş bin kişilik bir mülteci kafilesi de Alman
ordusu ile birlikte Kafkasya’yı terk etti (Tavkul 1993:
49).
Almanlar
Kafkasya’dan çekildikten sonra Sovyetler halk arasında
Alman aleyhtarı partizan güçleri örgütlemeyi başaramadılar.
Anti-Partizan faaliyetler tamamen Kafkaslar’daki yerli halkın
elindeydi. Pek çok Kafkas Millî Askerî Birlikleri Alman
ordusunun hizmetine girdi ve Sovyetler’e karşı savaştı.
Alman ordularının lojistik desteği ekonomik yönden fakir
olan bu bölgede yerli halkın gönüllüleri tarafından sağlandı.
Yerli halktan oluşan Sovyet aleyhtarı birlikler Alman ordusu
Kafkasya’dan geri çekildikten sonda bile, ilerleyen Sovyet
birliklerine karşı daha uzun süre savaştılar (Alexiev
1985: 69).
Almanlar
Kafkasya’dan çekilir çekilmez, 15 Ocak 1943’te Kızıl
Ordu Karaçay’a büyük bir saldırı başlattı. Silahlı
çeteler Kafkas dağlarında tank, top ve uçaklarla saldıran
Kızıl Ordu’ya karşı mücadele ediyorlardı. Bütün Karaçay
köyleri ağır bombardımanla yerle bir edildi. Sovyetler bütün
güçlerine rağmen silahlı Karaçay-Malkar çetelerini yok
edemiyorlardı. Sovyet hükümeti bunun üzerine daha kesin
bir sonuç elde edebileceği bir yönteme baş vurdu. 12 Ekim
1943’te Sovyetler Birliği Yüksek Sovyet Prezidyumu’nun
aldığı bir kararla Karaçay halkı 2 Kasım 1943 tarihinde
topyekûn sürgüne gönderildi. Aynı karar 1944 yılı Şubat
ve Mart aylarında Çeçen-İnguşlar’a ve Malkarlılar’a
da uygulandı.
Almanlar’ın
Kafkasya’dan çekilmesinden sonra Stalin’in sürgününe
maruz kalan halklar ya Almanlarla en fazla işbirliği yapmış
olanlar, ya da en az direnmiş olanlardı. Almanlar hiçbir
zaman Çeçen-İnguş bölgesini işgal etmemiş oldukları
halde Çeçen-İnguşlar da sürüldüler. Buna karşılık,
biraz çekingen olmakla birlikte işgalcilerle işbirliği
yapan Çerkesler sürülmemişlerdi. Sovyetler’in asıl
hiddetini ise rejime ve devlete karşı açıkça ayaklanarak
Sovyetler’e ağır kayıplar verdiren Karaçay-Malkarlılar
çekmişlerdi. Bunun sonucunda Kafkasya’dan ilk önce Karaçaylılar
sürülmüşlerdir. Bu eşit olmayan muamele, Kafkasyalı mülteciler
tarafından Stalin’in bir Türk boyu olan Karaçay-Malkarlılar’a
ve evvelden haklarında kötü anıları olan Çeçen-İnguşlar’a
karşı özel bir düşmanlığı olduğu, buna karşılık Çerkesler’e
husumeti olmadığı şeklinde yorumlanmıştır (Mühlen
1984: 226). Osetler’in de Stalin tarafından hiçbir kötü
davranışa maruz kalmamış olmalarının sebebi Stalin’in
de Oset kökenli olmasıdır (Bir çok kaynakta Stalin yanlış
olarak Gürcü kökenli diye gösterilir).
Almanlar’ın
Kafkasya harekâtı Kafkasya halklarının çok büyük acılar
çekmeleri ve tamir olunamayacak kayıplara uğramaları ile
son bulmuştur.
Kaynakça:
-
Alexiev,
Alexander R. Soviet Nationalities Under Attack: The World
War II Experience. “Soviet Nationalities in Strategic
Perspective”. Ed. by: S. Enders Wimbush.-London: Croom
Helm, 1985.-61-74.ss.
-
Jacobsen,
Hans-Adolf. 1939-1945 Kronoloji ve Belgelerle İkinci Dünya
Savaşı.-Ankara: Genel Kurmay, 1989.-937 s.
-
Mühlen,
Patrik von zur. Gamalıhaç ile Kızılyıldız arasında:
İkinci Dünya Savaşında Sovyet Doğu Halklarının
Milliyetçiliği.-Ankara: Mavi Yayınları, 1984.-264 s.
-
Tavkul,
Ufuk. Kafkasya Dağlılarında Hayat ve Kültür. Karaçay-Malkar
Türklerinde Sosyo-Ekonomik Yapı ve Değişme.-İstanbul:
Ötüken, 1993.-305 s.
Kafkas halkları: Abhazlar, Adige (Çerkes)ler,
Karaçay-Malkarlılar, Osetler, Çeçen-İnguşlar ve Dağıstanlılar.
Kafkas Ötesi halkları: Gürcüler,
Ermeniler ve Azerîler.
Wehrmacht: “Savunma Gücü” anlamına
gelen ve 1935’te kara, deniz ve hava silahlı kuvvetleri için
kullanılan Almanca kelime. Doğrudan doğruya Hitler’in
emri altına verilen Wehrmacht komutanlığı 1938’de
kurulmuştur (Meydan Larousse, c. 12, 653.s.).
|